29 Eylül 2013 Pazar

Ördekli Kökez

0 yorum

      Bilmeyenler için, öncelikle "Kökez Çeşmesi" Bolu'nun her sokağında mevcut olan dağdan gelen sudur. Bolu'da genellikle kimse hazır su içmez. Herkes kökez suyu içer. Ta ki kışın su azalana kadar. O zaman belediye suyu kesiyor zaten. "Derler ki "Kökez suyu içen en az 7 yıl Bolu'dan ayrılamaz" Başkasını bilmiyorum ama benim için geçerli bir söz, 10 yıldır Bolu'dayım :) 
       Her neyse, evimin karşısında, stadyumun önünde bir "Kökez Çeşmesi" var. Bugün balkondan bakarken çeşmede yabancı bir varlık gördüm :) Manzara süperdi. Fotoğraf makinasını kaptığım gibi balkondan yakınlaştırabildiğim kadar çektim. Yağız uyanık olsaydı, onu da alır aşağıya inerdim. İşin garibi nereden gelmiş bu şirin şey? Herkes durmuş onu izliyordu. Cadde çok kalabalıktı. Allahtan uzun süre orada kaldı, yola çıkmadı. En son baktığımda gitmişti. İşte o kareler:

25 Eylül 2013 Çarşamba

Seksenler-Doksanlar

0 yorum

          Seksenlerde doğup doksanlarda büyüyen biriyim ben. 1984'te doğdum.6 yılımı seksenlerde geçirsem de pek hatırlamıyorum. Yine de TRT 1'de yayınlanan "Seksenler" dizisinde çok şeyimi buluyorum. Çok büyük zevkle izliyorum. Ancak doksanlı yıllar, ah o güzel yıllar, çocukluğum, her şeyin masum olduğu ya da biz çocukların öyle gördüğü :) Biri gelse seni o yıllara geri götüreceğim dese, hiç hayır demem. Şimdiki hayatımdan çok memnunum ama insan çocukluğunu çok özlüyor. "Doksanlar" dizisinin şarkısında diyor ya "Sokakta oynayan en son çocuklardık biz" Samet abim, Semih, abim ve ben... Yapmadığımız yaramazlık kalmadı. Ama yaramazlıktan öte, kasetlerimizi takas ederdik, sokak ortasında misket oynardık, leblebi tozunu yüzemüze üflerdik, ekşi sakızı çiğner ekşiliği bitince annemizden para istemek için bas bas bağırırdık " Annnneeeeeee", deli gibi hiç yorulmadan bisiklete binerdik, icatlar yapardık, gece hep beraber televizyon izlerdik ama tek kanal ( özel kanal teleon vardı), Tansu'nun atarisini bizim televizyona bağlar bağıra çağıra oynardık, düğün salonunda gazoz içmek için evden gizli çıkardık. Ananemle radyoda radyo tiyatrosu dinler, ananemin peçkada benim için pişirdiği patatesleri yerdik. Kapının önünde Simge, Şule ve ben kaşık oyunu oynar bütün esnafa gösteri yapardık. Arka mahalledeki arkadaşlarla, Selin, Sevcan, Gülden, Simge ve ben mahalle tiyatrosu yapar, bilet hazırlar satardık. ( Aslında satmazdık, dağıtırdık.) Sezen Aksu'nun, Nilüfer'in, Ajda Pekkan'ın tadı bir başkaydı o yıllarda. Okul çaylarını dört gözle beklerdik, çekilişten ne çıkacak acaba merakıyla :) Sokaklarımız cıvıl cıvıldı, suratı asık insan neredeyse yoktu. Bu zamanla karşılaştırmak dahi istemiyorum. Ama oğlum öyle bir ortamda büyüyemeyecek, ona üzülüyorum.




22 Eylül 2013 Pazar

Aykut Oğut Kitapları

0 yorum
      
      Aykut Oğut Kitaplarını okudunuz mu? Okumadıysanız kesinlikle tavsiye ederim. Kişisel gelişim kitapları arasında en gerçekçi olanı bence. Ben "Evrenden Torpilim Var" ve "Aynalı" kitabından da çok şey öğrendim. İnsanların birbirine tahammülsüz, saygısız olduğu, çıkarsız bir şey yapmadığı, dedikodunun, ihtirasın, arkadan iş çevirmenin kol gezdiği, teknolojinin hızla ilerlediği bir dönemde yaşıyoruz. Bu dönemde insanın kendini geliştirmesi, her olaya pozitif bakmayı bilmesi, olayların iyi tarafıyla ilgilenmesi, karşısındaki insanı olduğu gibi kabul etmesini bilmesi gerekiyor. Bunu benim gibi okuyarak yapanlar da var, hayat koçundan destek alanlarda var. Nasıl yaparsanız yapın ama öncelikle değişimi kabul etmelisiniz. Ve ayrıca Aykut Oğut u mutlaka okuyun...







Çocuk Gelinler

0 yorum
          Bugünlerde kafamı çok meşgul eden ve medyada sürekli yer alan "ÇOCUK GELİNLER" konusu var. Haberlerde diyor ki spiker yaz ayında sadece bir doğu ilimizde 1200'ü aşkın 13-15 yaş arası çocuk doğum yapmış. Bu çocuklarında çoğu hastane kontrolüne gelmediği için (yaşları küçük tabi, daha ergen olmamışlar) doğum sonrası ölüm gerçekleşmiş.
Türkiye erken evlilik oranında Avrupa'da % 14 oranıyla ilk üçte maalesef.  Benim mantığımın almadığı ve asla almayacağı, kocaman adamlar çocuk yaşta ki kızlara nasıl eş gözüyle bakabilir ve koynuna alabilir?  Adı üstünde çocuk onlar. Nasıl bu kadar sapık ve paraya düşkün bir millet halline geldik? Aslında konunun temelinde din yatıyor. Nasıl mı? Şöyle ki, eğer kendini Müslüman zanneden zatlar Kuran-ı Kerim'in Türkçe'sini okusa anlasa hayatına yerleştirse hatta hayat felsefesi haline getirse bunlar yaşanmaz. O çocuklara çocuk gözüyle bakarlardı. Allah'ın bize emanetlerine iyi bir şekilde bakarlar ve zamanı geldiğinde onlara uygun erkeklerle evlendirilirdi. 13 yaşındaki bir kız çocuğu 70 yaşındaki bir dedeyle evlendirilmezdi. Nasıl bir vicdan hala anlayamıyorum! O kız çocukları çocukluktan çıkmadan kadınlığa geçiyor, Büyük bir travma yaşıyorlar. İntihar eden, hayata küsen, rahmi parçalanan, hayalleri yıkılan, hayatı sönen... Kadına şiddeti o kadar benimsemişiz ki devlet olarak ya da kızın ailesi olarak hiçbir şey yapma gereği duymuyoruz. Biz Trakyalılara çok laf ediyorlar, alkol çok alınıyor diye. Ama bizde böyle sapıklıklar olmaz. Komşunun kızına oğluna yan gözle bakılmaz, akraba evliliği zaten yok, ensest ilişki yok, gece bayanlar yalnız dışarıda gezebiliyorlar. Yanımızdan sarhoş geçse bile kimse önemsemez. Zarar vermez kimse çünkü. Hayat güzeldir Trakya'da. 
        Toplumsal cinsiyet eşitliği var, Avrupa Birliği'ne gireceğiz, büyük olacağız! diye çabalanıyor benim güzel ülkemde. Ancak bu kadar cahil beyinlerle, uçkur düşkünü insanlarla, para uğruna her şeyini satan insanlarla bir adım atamayız. Biz daha çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz!



 

GÜLEVCE Copyright © 2012 Design by Ipietoon Blogger Template