23 Ağustos 2014 Cumartesi

Tatil Günlüğü-2 Eski Datça

Eski Datça, görüntü itibariyle tarih kokan bir yer. Bir teyzeden dinlediğimize göre, 583 nüfuslu bir mahalleymiş. Küçücük, dar sokaklara sahip Eski Datça, antik çağlardan beri üzerinde yaşam süregelen tek köymüş. 
Yüzyıllarca değişik toplumların, kültürlerin gelip geçtiği, izlerini bıraktığı bir dünya cenneti, Hem Datça hem Eski Datça. Binlerce yıl önceye dayanan tarihi, hala araştırılıyormuş. Oldukça fazla sayıda arkeolojik kalıntı barındıran yarımada, tarih boyunca önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış. Bunlardan en önemlisi Knidos antik kentidir. 

Köy halkı genellikle tarım ve ev pansiyonculuğu ile geçiniyor. Eski Datça'da ayrıca dışarıdan gelenler tarafından kurulan butik oteller ve sanat atölyeleri mevcuttur. Ayrıca sokak aralarında el sanatları ürünleri satılan tezgahlar var. Bazılarında doğal, dağlardan toplanmış kuşburnu, kekik gibi lezzetli otlar bulabilirsiniz.


 Sokakları, evleri, elektrik trafoları,... her yer sanat kokuyor. Yeni bir tabir çıkartayım :) Sanatsallaştırmışlar :)
Köy bakkalı bile orjinal "Sinekli Bakkal"

Hele ki şu kafedeki yazıya bayıldım. Rakı değil, ASLAN SÜTÜ. Bana çok samimi geldi bu tanıtım tablosu :)

Büyük şehrin kaosundan sıkılanlar için tam bir terapi kenti. Bir tarafta hiç susmayacakmış gibi gelen ateş böceklerinin sesi ve diğer tarafta kumruların sesi sessizliği bozarken begonvil ve melissa kokuları içerisinde farklı dünyalara götürüyor insanı Eski Datça.
Eski Datça'ya Datça'dan gitmesi çok kolay.Yaklaşık 4 km mesafede. Biz 10 dakikada vardık. Aslında o kadar sürmez ama biz bakınarak, fotoğraf çekerek gittik.
Burada en çok sevdiğim durum, 5 yıldızlı otellerin yerine butik otel yada aile pansiyonlarının olması. Bakirliğini koruyor.Yolları pek konforlu değil ama oksijeni, yeşili, turkuazı ve huzuru bol bir kasaba Eski Datça...
Taş yapılarının bozulmadığı, evlerinden begonviller sarkan, dar ama şirin sokakları olan Eski Datça ayrıca tarih kokuyor.

Datça'ya özgü çimdik oyaları her tarafta, her tezgahta...Kadınlar dar sokaklarda kendi el emeği göz nuru ürünlerini satıyorlar. Aslında çok da büyük olmayan Eski Datça'da bolca sanat atölyelerine rastlamak mümkün. Daha önce de dedim ya "Sanatsallaştırmışlar" :)



Eski Datça'dan bahsedip Can Yücel'den bahsetmemek olmaz değil mi? Zira bu güzel yer Can Yücel'e mekanım Datça olsun dedirtmiş. Son senelerini Datça'da geçirmiş sanatçı. 
Eski Datça'nın sokaklarından birine, aslında Can Yücel'in evine giden dar sokağa da adı verilmiş. 
Şairin evi ise ne yazık ki ziyarete açık değil. Sadece araştırma için ya da senede bir gün o da Can Yücel'in doğum günü 12 Ağustos'ta anma nedeniyle açık oluyormuş. Senede bir gün denk getirmek gerek aslında. Can Yücel'in evinin o kadar ıssız ve sessiz olması beni çok üzdü açıkçası :(
"Akdeniz yaraşıyor sana 

Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun 
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında 
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü 
Köpekler havlıyor uzaktan 
Demin bir çocuk havladı 
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine 
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir 
Denizi tokmaklıyor balıkçılar 
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak 
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği ..."

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de bulutaburası gibi değil gideceğim memleketdenizi ayrı deniz,havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yereyaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yereağacın yüksekliğincedalın yüksekliğince rüzgardave bir yeni ömürvardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerimnerde o beklediğimrengi başkatadı başka..
Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 

Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 

Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın 
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...




Meydan Kahvesi Datça'nın en eski mekanlarından biriymiş. Eski Datça'da yapılan etkinliklerin bir çoğuna ev sahipliği yapıyormuş. Eski Datça'ya geldiğinizde buralarda arabanızı bırakmanız gerekiyor. Arabayla değil yayan geziyorsunuz.


Eski Datça'ya akşam üstü gitmek ara sokaklarında dolanmak sıcak nedeniyle daha mantıklı... Hatta akşam üstüne doğru gidin ki Antik Kafe'de oturup müzik eşliğinde Eski Datça'nın ruhunu içinize çekin. Terapiye merhaba deyin.


Datça'ya gittiğinizde pazardan, zeytin yağı, çiğ badem, incir ve bir çok ot çeşidi almayı unutmayın.
Eski Datça'dan ise illaki zevkinize uygun el yapımı takı yada süs eşyası bulacaksınız. 
Şimdilik tatil günlüğüm bitti. Yeni postta görüşmek üzere canlar :)

2 yorum:

  1. Gerçekten de terapi yeri.
    Beni bu kadar etkileyen bir yer olmadı şimdiye kadar, doğallığından sakinliğinden belki de bilemiyorum ama aklım orada kaldı, resimleri görünce yine gitmek istedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle Serpil. Benimde aklım orada.Bir fırsat yaratmaya çalışıyorum :)

      Sil

 

GÜLEVCE Copyright © 2012 Design by Ipietoon Blogger Template